İçeriğe geç

Egosantrik hangi dönem ?

Egosantrik Hangi Dönem? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir Analiz

Siyasetin özünü, güç ilişkilerinin ve toplumsal düzenin biçimlendirdiği bir alan olarak görmek, bizleri modern toplumların yapılarına dair daha derinlemesine düşünmeye sevk eder. Bugün dünyada yaşadığımız siyasal ortamda, giderek daha fazla egosantrik bir yaklaşımın yükseldiğini gözlemliyoruz. Ancak, egosantiriklik yalnızca bireysel bir davranış biçimi mi, yoksa bu, toplumsal ve siyasal düzene dair daha köklü bir değişimin yansıması mı? Bu yazıda, egosantrizmin siyasetle ilişkisini, ideolojiler, iktidar ilişkileri ve demokrasi anlayışları bağlamında irdelemeye çalışacağım. Meşruiyet, katılım ve yurttaşlık gibi kavramlar üzerinden bu olguyu derinlemesine analiz edeceğiz.
Egosantrik Siyaset ve Meşruiyetin Kırılganlığı

Egosantrizm, öznenin yalnızca kendi çıkarlarını, arzularını ve bakış açılarını merkeze almasıyla tanımlanır. Siyaset ise, geniş bir toplumsal düzeyde bireyler ve gruplar arasında karşılıklı ilişkileri düzenleyen bir alan olarak, genellikle kolektif kararlar ve değerler üzerine inşa edilir. Ancak son yıllarda, birçok ülkede egosantrik bir siyasetin yükseldiğini ve bunun siyasal meşruiyet üzerinde derin etkiler yarattığını görüyoruz. Popülist liderlerin, toplumsal konsensüsü göz ardı ederek, bireysel çıkarları ve egoları ön plana çıkaran söylemlerle halkı etkilediği bir dönemi yaşıyoruz.

Meşruiyet, bir hükümetin ya da yönetimin, toplumun büyük bir kesimi tarafından kabul edilmesi, haklı görülmesi anlamına gelir. Ancak egosantrik liderlerin ve partilerin iktidara gelmesi, meşruiyeti zedeler. İktidarını halkın çıkarları yerine kişisel ya da sınıfsal çıkarları doğrultusunda kullanan bir yönetim, uzun vadede toplumda büyük bir güven kaybına yol açar. Hangi toplumsal sınıfın, hangi ideolojinin egemen olduğu sorusu da burada devreye girer: Eğer iktidar bir grubun egosunu yansıtıyorsa, bu tür bir meşruiyet, yalnızca bir grup için geçerli olabilir, ama geniş bir toplumda kabul görmesi zordur.
İktidar, Kurumlar ve Katılım

Egosantrik siyasetin yükseldiği dönemlerde, kurumlar da bu eğilimden nasibini alır. Geleneksel demokrasi anlayışı, farklı görüşlerin eşit şekilde temsil edildiği bir siyasal sistem olarak kabul edilir. Ancak egosantrik liderlik, çoğu zaman kurumları işlevsiz hale getirir. Demokrasi, katılımı ve çok sesliliği temel alır, fakat egosantrik bir lider, kendi söylemini egemen kılmak adına kurumları iktidarını pekiştiren araçlara dönüştürür. Bu da, siyasal katılımı zayıflatır, çünkü insanlar kendi seslerinin duyulmadığı bir ortamda siyasetle ilgilenmekte zorlanırlar.

Katılım, demokrasinin kalbi gibidir. Bir toplumun her bireyinin, kendi siyasal görüşlerini ifade edebilmesi ve bu görüşlerin dikkate alınması gerekir. Ancak egosantrik bir yönetim, bu katılımı sınırlayabilir. Toplumun çoğunluğunun sesini duyurabilmesi için birden fazla ideolojinin ve görüşün eşit şekilde temsil edilmesi gerekir. Fakat, egosentrizmin yoğun olduğu toplumlarda, çoğu zaman yalnızca egemen sınıfın ve ideolojilerin sesi duyulur. Katılımın sınırlı olduğu bu tür toplumlarda, bireyler kendilerini dışlanmış hissederler ve bu da siyasal huzursuzluklara yol açabilir.
İdeolojiler ve Demokrasi

Egosantrik siyasetin bir başka yönü de, ideolojilerin yozlaşmasıdır. Demokrasi, ideolojik çeşitliliği ve karşılıklı diyalogu teşvik ederken, egosantrik yönetimler çoğu zaman bu çeşitliliği yok sayar. Modern demokrasilerde, ideolojiler arasındaki mücadele, toplumların gelişmesi için vazgeçilmezdir. Fakat egosantrik bir lider ya da parti, çoğu zaman kendi ideolojisini tek doğru olarak sunar ve diğer ideolojilerin görünürlüğünü azaltır. Bu durum, hem toplumsal huzursuzluklara neden olabilir, hem de demokrasiye olan güveni zedeleyebilir.

Birçok Batı ülkesinde, egosantrik liderlerin ve partilerin yükselişiyle birlikte, demokrasinin sağlıklı işleyişi sorgulanmaya başlanmıştır. Örneğin, son yıllarda Amerika’da Donald Trump’ın, Brezilya’da Jair Bolsonaro’nun ve Macaristan’da Viktor Orban’ın seçimleri kazanması, egosantrik liderliğin örneklerindendir. Bu liderlerin, güçlü bir kişilik etrafında şekillenen politikaları, ülkelerindeki kurumları zayıflatmış ve toplumsal katılımı daraltmıştır. Bu örneklerden hareketle, egosantrizmin, ideolojik çeşitliliği engelleyerek demokratik normları nasıl erozyona uğrattığını görmek mümkündür.
Karşılaştırmalı Örnekler ve Güncel Siyasal Olaylar

Egosantrizmi daha iyi anlamak için, farklı coğrafyalarda egosantrik liderliklerin nasıl şekillendiğini incelemek önemlidir. Türkiye’deki son yıllarda yaşanan siyasal değişimler, egosantrizmin siyasal bağlamda nasıl işlediğini anlamak için iyi bir örnek sunmaktadır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki AKP, uzun yıllar boyunca halkın büyük kesimi tarafından desteklenmiş bir hükümet olarak iktidarda kalmış, ancak son dönemde egosantrik bir yönetim anlayışıyla şekillenen politikaları, toplumun farklı kesimlerinde tepkilere yol açmıştır. Erdoğan’ın politikaları, çoğunlukla kendi ideolojisi ve dünya görüşü etrafında şekillenmiş ve toplumsal katılımın daralmasına neden olmuştur.

Diğer yandan, Avrupa’daki popülist hareketler de benzer bir egosantrizm örneği sergilemektedir. Fransa’da Marine Le Pen, İtalya’da Matteo Salvini, Polonya’da Jarosław Kaczyński gibi figürler, egosantrik söylemlerle halkı etkilemiş ve iktidarlarını sağlamlaştırmıştır. Bu popülist liderler, genellikle halkı “öteki”ne karşı kin ve nefretle doldurur ve böylece kendi liderliklerini güçlendirirler.
Geleceğe Dair Provokatif Sorular

Egosantrizm, toplumsal düzeni derinden etkileyebilecek bir olgudur. Bu durumda, demokrasiler ve kurumlar nasıl sağlıklı bir şekilde varlıklarını sürdürebilir? İktidarın kişisel egolarla şekillendiği bir ortamda, yurttaşlık ve katılım nasıl sağlanabilir? Toplumun farklı kesimlerinin görüşleri ne zaman ve nasıl yeniden eşit bir şekilde temsil edilmeye başlanır?

Bugün dünyadaki egosantrik liderliklerin güç kazanması, bizlere siyasetin sadece devletin değil, aynı zamanda toplumsal yapıların da bir yansıması olduğunu hatırlatıyor. Ancak her şeyden önce, bu sürecin, toplumsal yapıları dönüştürme gücüne sahip olduğunu unutmamak gerekir. Meşruiyetin ve katılımın güçlendirildiği, her bireyin sesi duyulabildiği bir siyasal sistem, belki de tüm bu egosantrik eğilimlere karşı verilebilecek en büyük tepki olacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
grandoperabet giriş